17 Eylül 2010 Cuma

Az gitmişler, uz gitmişler


...dere tepe düz gitmişler, iki köy üç şehir dolanmış, göremediklerine tühlenip görebildikleri ile yetindikleri bir bayramı daha bitirmişler.Bu gitmeler arasında bir vakit, masal kızının padişah babasının sarayında soluklanma fırsatı olmuş, bir de ne görsün? Babası yeni yaptırdığı saray kütüphanesine nicedir gizli dolaplarda tutulan kitapları bir bir yerleştirmemiş mi yeniden?
Çocukken, her birini en az 5-6 kez okuduğu kitaplar, nerelerde olduğunu merak ettiği Türk Masalları, Kemalettin Tuğcu'lar, bir masal kitabı sandığı Kelile ve Dimne, Ömer Seyfettin'ler, şimdi "Bu yaşımda hala neden okumadım ki?" diye hayıflandığı ve aslında daha küçücük bir kızken okumaya çalıştığını, hatta biraz eciş bücüş bir yazıyla büyüklerden özenip kendi adını ilk sayfasına not düştüğünü hatırladığı Mor Salkımlı Ev, resimlerine onlarca kez baktığı, fasikül fasikül biriktirilmiş eski dönem ansiklopedileri, babasının bir vakitler kocaman görünen kitapları, kapağındaki hüzünlü adam aklına yer etmiş o Menderes kitabı hele, hepsi burada yerlerini almamış mı?
En sevdiği Heidi'sinin 1972 basımı olduğunu görünce pek keyiflenmiş masal kızı. 
Harry Potter çağından yeğeninin kitaplarından Hayaletin Çırağı'nın kaliteli kağıttan kapağının yanında pek havasız ama ne gam? İnsanların hala kitap alabildiği bir ülkede geçmekte imiş masal. Sabah metroyla işe giderken "Daha çok mu kitap okuyor herkes ne?" diye düşündüren, daha dün bir gazetesinde yayıncıların "arzu ettiğimiz satış rakamlarına yeni yeni ulaşıyoruz" dediğini okuduğu bir ülkede. 
"Her insanın hayatı, Tanrı'nın yazdığı bir peri masalıdır" demiş Andersen. İflah olmaz bir iyimsermiş masal kızı, bayram biterken, bunları, güzel ülkesini, basit ama her biri kendi masalını yaşayan, en çok da bayramlarda yolunun kesiştiği hayatları düşünmüş, inanmış masalın mutlu devam edeceğine, Harry Potter okuyanların daha güzel günler göreceğine.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme